| | KAN DOLAŞIMI Canlıların yaşamını sürdürebilmesi için, kanın, vücutta sürekli hareket halinde olması gerekir. Kanın vücuttaki hareketini, kalp ve damarlar sağlar. Kanın damarlarda hareketi iki şekilde olur: 1-Küçük Dolaşım: Kalbin sağ karıncığından akciğer atardamarıyla çıkan kirli kanın, akciğerlerde temizlendikten sonra, kalbin sol kulakçığına, akciğer toplardamarı yoluyla gelmesine küçük dolaşım denir. 2-Büyük Dolaşım: Kalbin sol karıncığından, aort atardamarıyla çıkan temiz kanın, bütün vücudu dolaştıktan sonra birleşerek, alt ve üst ana toplardamarlarıyla kalbin sağ kulakçığına gelmesine büyük dolaşım denir. Nabız: Sol karıncığın kasılarak, kanın atardamarlara itilişinden dolayı oluşan vuruya nabız denir. Tansiyon: Kanın, pompalandığı atardamar içerisinde, damar çeperine yaptığı basınca denir. Kalbin kasılırken yaptığı basınç büyük tansiyon, kalbin gevşeme durumunda yaptığı basınç küçük tansiyondur. Kan Hastalıkları Lösemi: Akyuvar sayısı, anormal şekilde artar. Bu durum da, alyuvarların görev yapmasını engeller. Anemi (Kansızlık): Alyuvar sayısının normalden az olmasıdır. Hemofili: Kanın pıhtılaşamaması hastalığı olup, kalıtsaldır. Vücuttaki kanın üçte birinin kaybedilmesi yaşamı tehdit eder. Ayrıca kan yolu ile tetanos, sıtma, tifüs, kuduz, AİDS, hepatit hastalıkları bulaşabilir. Kalp Hastalıkları Enfarktüs: Kalbi besleyen damarların (koroner damarlar), damar sertliğine bağlı olarak tıkanmasıdır. Kalp Yetmezliği: Kalbin pompalama görevini yeterince yapamamasıdır. Damar Hastalıkları Varis: Toplardamarların genişlemesidir. Basur (Hemoroit): Anüs bölgesindeki toplardamarların genişlemesidir. Teknolojinin gelişmesiyle beraber kalp- damar hastalıklarının tedavisinde önemli buluşlar yapılmıştır. Bunlardan bazıları: Eko kardiyogram (EKG) ile kalbin elektriksel aktivitelerinin grafiği çıkarılır. Bu grafiklerle anormallikler tespit edilir. Röntgen, kalbimizin ve kan damarlarımızın görüntülenmesini sağlar. Kalp büyümesi dahil olmak üzere bazı hastalıkların teşhisinde kullanılır. Kan testleri de dolaşım sistemiyle ilgili birçok sorunun anlaşılmasını sağlar. Kalp pili kalbin uygun ritimde çalışmasını sağlar. Kalp pili göğüs derisinin altına takılır. Koroner by-pass ameliyatında tıkanmış kalp damarlarının iki yanına, göğüs ya da bacaktan alınan damarlar dikilerek, kan akımı yeni damardan sağlanır. Aynı şekilde yapay kalp kapakçığı takılarak da kalp kapakçığı sorunları giderilir. Anjiyo yöntemiyle ucunda balon bulunan esnek bir boru kasıktaki damardan sokularak kalptaki tıkalı atardamara gönderilir. Balon burada şişirilerek tıkalı damar genişletilir. LENF SİSTEMİ Omurgalı canlılarda, kapalı kan dolaşımına paralel, bir de lenf dolaşım sistemi vardır. Kalpten vücuda dağılım yalnız kan dolaşımıyla olduğu halde, vücuttan kalbe dönüş hem kan, hem lenf dolaşımlarıyla olur. Lenf sistemi, lenf sıvısı, lenf damarları ve lenf düğümlerinden oluşur. Lenf Sıvısı: Kılcal kan damarlarından süzülen kan plazması, doku hücrelerinin arasına sızdığında lenf sıvısını oluşturur. Alyuvar taşımadığı için renksizdir. Bu yüzden akkan da denir. Lenf sıvısı kalbe yakın yerde kan toplardamarına aktarılır. Böylece vücudun sıvı dengesi korunmuş ve dolaşımın sürmesi sağlanmış olur. Lenf Damarları: Lenf kılcalları ve lenf toplardamarlarından oluşur. Lenf toplardamarlarında, kan toplardamarlarındaki gibi tek yönlü kapakçıklar vardır. Atardamarı yoktur. Lenf sıvısının fazlasını toplayıp, kan dolaşımına getirir. Sindirilmiş yağ ürünlerinin (yağ asidi, gliserin) taşınmasında görev yapar. Lenf damarlarındaki akış hızı, kan damarlarına göre çok yavaş, kalbe doğru ve tek yönlüdür. Lenf Düğümleri: lenf damarları zaman zaman lenf düğümlerinden geçer. Düğümler, damarların dolaşım sistemiyle birleştiği yerlerde bulunur. Buralarda lenfosit denilen akyuvarlar üretilir ve depo edilir. Dalak, bademcikler, koltuk altı bezleri en çok bilinen lenf düğümleridir. Ayrıca boyunda, kasıklarda lenf düğümü kümeleri vardır. Dokulara ulaşan hastalık yapıcı bakteriler, lenf sıvısı ile lenf düğümlerine taşınır. Burada akyuvarlar tarafından yok edilir. BULAŞICI HASTALIKLAR VE BAĞIŞIKLIK Bir canlıdan diğerine bulaşan hastalıklara bulaşıcı hastalık (enfeksiyon) denir. Mikroorganizmaların vücutta enfeksiyon yapan çeşitlerine mikrop denir. Virüsler ve bakteriler insanda bulaşıcı hastalıklara sebep olan mikroorganizmalardır. Virüslerin yapısı hücre bile sayılamayacak kadar basittir. Sitoplâzma ve organelleri yoktur. Virüsler bir protein içindeki yönetici molekülden oluşmuştur ve sadece bakteri içinde çoğalabilirler. Virüsler yiyemez, büyüyemez; besinleri parçalayamaz veya oksijen kullanamaz. Gerçekte bir virüs kendi başına işlev göremez, ancak bir canlı hücrenin içinde çoğalabilir. Virüsler insanlarda nezle, grip, uçuk, siğil, AIDS, sarı humma, kızamık, kızamıkçık, suçiçeği, çocuk felci, viral hepatit gibi hastalıklara neden olur. Her virüs çeşidi genellikle vücudun belirli bir yerinde, belirli bir hücre içinde çoğalabilir. Nezle, grip virüslerinin üst solunum yollarında çoğalması gibi. Bakteriler en basit şekliyle de olsa belirgin bir hücre yapısındadır. Çekirdek ve organelleri yoktur. Bazı bakteriler kendi besinlerini yapabilir, ancak çoğu parazittir. Kimi bakteri oksijenli, kimi oksijensiz solunum yapar. Bakteriler her ortamda bulunabilir. Bakteri türlerinin yaşaması için uygun ortamlar farklı olabilir. Ortam uygun değilse bazı bakteriler spor oluşturarak, onları koruyan kalın bir duvar yaparlar. Bir ortamın bakteri gibi mikroplardan temizlenmesine sterilizasyon denir. Süt gibi bazı besinlerdeki zararlı bakteriler pastörizasyon denilen ısıtma yöntemiyle giderilir. Lavabo, tuvalet, mutfak gibi ortamlarda dezenfektanlar kullanılır. Açık yaralardaki bakteriler ise antiseptikler ile öldürülür. Vücuda giren bakteriler insanlarda verem, difteri, tetanos, zatürree, boğmaca, tifo, kolera gibi hastalıklara yol açar. Mikroplar vücuda sindirim yoluyla, solunum yoluyla, kan yoluyla, cinsel yolla veya deri yoluyla girebilir. Vücuda girdikten sonra uygun bir ortam bulunca oraya yerleşir ve hızla çoğalırlar. Vücudumuzda mikropların girmesini önleyen veya girdikten sonra onlarla savaşan çeşitli doğal savunma hatları vardır. İlk savunma hattı deri ve salgılamadır (deri yüzeyine salgılanan yağsı madde ve ter.) Gözler, solunum kanalı, üreme kanalı gibi açıklıklarda da birçok savunma vardır. Örneğin gözyaşında bulunan antiseptik madde, tükürük, burundaki kıllar ve mukus, soluk borusundaki siler gibi. Bazen mikroplar direkt bir açıklıktan girmeye çalışır; açık yaralar gibi. Bu durumda ikinci savunma hattı devreye girer ve oluşan kızarıklık ve şişlikler vücudumuzun mikroplarla savaştığını gösterir. Bu bölgesel savunma sonucu iltihap oluşur. Bu da akyuvarların mikropları yutup, yok etmek için kimyasallar salgılamasından kaynaklanır. Tüm bu korumalar yetersiz kaldığında üçüncü savunma hattı olarak bağışıklık sistemi devreye girer. Bağışıklık sisteminin temel elemanı, mikroorganizmaların yapısındaki antijen denilen maddeleri tanıyarak, karşı etkili antikorları üreten lenfosit denilen akyuvarlardır. Mikroplar vücudumuza ilk girdiğinde hastalanırız. Hemen, akyuvarların sayısı artar ve antikor üreterek mikropların hepsini öldürürler. Bundan sonra bir süre daha kanda kalırlar. Aynı mikroorganizma tekrar girdiğinde, hastalık yapacak sayıya ulaşılmadan, antikorlar tarafından yok edilirler. Hatta antikor olmasa bile mikrobu tanıyan ve antikor oluşturmayı öğrenen akyuvarlar hızla antikor oluşturur ve mikroplar hastalık yapmadan yok edilir. İşte vücudun mikroplara karşı savunmaya hazır olduğu bu duruma bağışıklık denir. Toksin: Mikropların oluşturdukları zararlı maddelere toksin denir. Her mikrop kendine özgü toksin üreterek farklı hastalıklara neden olur. Anti- Toksin: Bireyin vücudunda toksinlere karşı üretilen maddeye anti- toksin denir. Her mikrobun kendine has toksini olduğundan, antitoksin de o mikroba has üretilir. Vücuda mikrop girdiğinde kandaki akyuvar sayısı artar. Akyuvarlar mikropları sararak içlerine alır ve enzimleriyle sindirirler. İnsanda iki çeşit bağışıklık gözlenir: Bağışıklık 1-Doğal Bağışıklık 2- Sonradan Kazanılmış Bağışıklık I-Aktif Bağışıklık II- Pasif Bağışıklık 1- Doğal Bağışıklık: İnsanın doğumuyla beraber kazandığı bağışıklıktır. Genetik özelliklere bağlıdır ve nesilden nesile aktarılır. İnsan vücudu, doğal yapısıyla, antikor oluşturmadan kendini mikroplardan korur. Örneğin; midenin asit salgısı, birçok mikrobun mide asidinde ölmesini sağlar. İnsan domuz kolerası, sığır vebası gibi hastalıklara dirençlidir. 2- Sonradan Kazanılmış Bağışıklık: Bu bağışıklık, antikorlarla edinilir. Aktif ve pasif bağışıklık olmak üzere iki çeşittir. I- Aktif Bağışıklık: Hastalık etkenine karşı vücudun kendi kendine antikor oluşturmasıyla sağlanan bağışıklıktır. Aktif bağışıklıkla kazanılan bağışıklık süresi uzundur. Üç şekilde olabilir: a- Hastalığı Geçirme İle: Herhangi bir hastalık mikrobu, vücuda girip, bireyde hastalığa neden olur. Vücut bu mikrobu tanıyarak ona karşı antikor üretir. Eğer birey, aynı mikropla tekrar karşılaşırsa, daha önceden oluşturulan antikorlar, bireyin yeniden aynı hastalığa yakalanmasına izin vermezler. Fakat bu durum her hastalık için geçerli değildir. Örnek: kızamık, kabakulak gibi hastalıkları geçirenler ömür boyu, tifo olanlar 1- 1,5 yıl, nezle olanlar 15- 20 gün boyunca bağışıklık kazanmış olurlar. b- Aşı İle: içerisinde zayıflatılmış mikrop veya bunların toksinleri (zehir) bulunan, laboratuarlarda üretilen maddelere aşı denir. Aşı, sağlıklı bir insanın vücuduna verilir. Böylece mikroba karşı antikor oluşturulur. Daha sonra tekrar bu mikroplarla karşılaşılırsa, hazır antikorlar sayesinde mikroplar yok edilir. Böylece hastalıktan kurtulmuş olunur. Aşı koruyucudur, tedavi edici değildir. c- Vücut dirençli iken vücuda giren mikropların yok edilmesi ile: Vücudumuza giren mikroplar çok fazla sayıda değilse veya vücudumuz hastalıklara karşı dirençli ise, akyuvarlar mikropların hastalık yapmasına izin vermeden onları sindirirler. Bu sırada, kanda kendiliğinden antikor oluşur ve bir süre kalır. Bu sayede, aynı mikrop ikinci kez gelirse, tanınarak, etkisiz hale getirilir. II- Pasif Bağışıklık: Vücuda dışarıdan antikor verilmesiyle kazanılan bağışıklıktır. Bu nedenle, kazanılan bağışıklık süresi kısadır. Serum ile kazanılır. d- Serum İle: Hazır antikordur. Bazı durumlarda vücudumuzun oluşturduğu antikorlar yetersiz olabilir. Böyle durumlarda hastaya, o mikroba karşı hazırlanmış antikorlar içeren serum verilir. Aşı İle Serumun Karşılaştırılması AŞI SERUM Koruyucudur. Tedavi edicidir. Hastalıktan önce yapılır. Hastalık sırasında yapılır. Zayıflatılmış mikrop ya da toksin içerir. Hazır antikor içerir. Laboratuarda hazırlanır. Hayvan kanından hazırlanır. Bağışıklık süresi uzundur. Bağışıklık süresi kısadır. Aktif bağışıklık sağlar. Pasif bağışıklık sağlar.
bazı yerler bozuk gözüküyo oyüzden birde eklenti olarak koyayım dedim
daha faydalı olur galiba
__________________ SEVMEK,CENNETTEN BİR NEFES ALMAKMIŞ... |